Kayıtlar

Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Su nasıl?

Öyle bir gemi var, dostum
Var.
Gemi.
Kağıttan, düşten
Yüzebilen bugünlere kadar, küçüklükten beri.

Ben de -bu sesi kim çıkarıyor, diyordum
-Belli belirsiz, ruhumun en dalgalı topraklarından
Su çekilmiş, kaygıya oturmuş bir zamanlar
Debeleniyor
Denize varacak ilerde

Söz veriyor
Üzüntüler mevsim normallerinin altında seyredecek.
Ağaçlar gölge yapmak zorunda değil
Bırakalım işlerini yapsınlar oksijen üreterek
Bulutlar ne varsa örtecek kederyüzünde
Hiçbir bank kıymetsiz olmayacak.

-Hazırla, diyor, bebek bisküvilerini
-Küçül be artık, kaç yaşında adamsın
-Çocuklar sütsüz bisküvi yemez!

-Bir ağız dolusu günaydınlara uyanacaksın
-Merak et, bu kızarmış ekmek kokusu bizim mutfaktan mı
-Merak et, çay hazır mı
-Merak et..., uzaylılar nerede
-...Louie şimdi kaç yaşındadır
-Halan böreği yine ıspanaklı mı yaptı
-Dünyanın en iyi kalecisi kim, rüştü mü
-Bu pakette taso var mı, sık

-Merak etme, soğuk ama alışıyorsun.
-Açılalım mı?

30 derece, ekspres

Sana da oluyor mu
Asfalta adım atmak üzeresin
Karşıya geçmek istiyorsun, iyi günlere
Geride üzüleceğin şeyler.
İşte sel oluyor otomobiller caddede
Veya trilyon saniye ışıkları bekliyorsun.
Güneşin suçu yok, iyi günler ileride, bodrum katında

Sana da oluyor mu, yok oluyorsun
Ki ben çoğu zaman yokum bu sıralar
Bakırköy'de, odamda
Son zamanlar telefonun diğer ucunda
Akıllarda, sonraları belki.

Gökyüzü, sana neler oluyor
Kamburun çıkmış, sigara içiyorsun
Randy Pausch'un son dersini kaçırıyorsun
Fena haklı, ama biliyorsun
Öyle olmuyor işte.
Sen de derslerin onda onbirini hiç sevmemiştin zaten
Başta matematik
Hangi gerçekler anlatılırken uyuyakalmıştın?

Sen de giderek sonbaharı seviyorsun
Tamam olur da, saçmalama ulan
Yazın ortasında dolu mu yağar, caddeleri bok götürdü
Sevmeleri bile eline yüzüne bulaştırdın
Vakit yok, bu gri lekeler ekspreste çıkar mı?

Balkon konuşması

Bir anda balkona attım kendimi
Geçmişimi sıkar gibi korkulukları sıktım
Öne eğildim, bağırdım
Konuşacak kimse yoktu
Ben de çam ağacına haykırdım

-Dur.
-Korku korkuya kaldım, soluklanmam gerek
-Duymak istemediklerim peşimde
-Sesli ol, bağır, beni bulacaklar

-Sigaram bitti, saat gece bir kırkbeş
-Bakkal tüm güzel tütünleri dükkana kitledi
-Ona artık güvenmiyorum
-Yani, artık ona da.
-Sen de güvenme

Omuzlarında balunlar

Hepsi gecede kalmış tüm uğursuzlukların
Kaygıların üstünü örtmemişim, yan odaya geçmişler
Umut serinliğinden kaçıp, sabaha karşı.
Rüyalarımı unuttum, ama eminim
Gri bulutların mevsimini görmüşümdür
Rüzgarda üşümek istemişimdir
Belli, montumu iliklememişimdir
Ne güzel titremişim, güzel günlerin üzerine.
Her şey iliksiz aklımda, korkmuyo muyum ne?

Tamam her şey mükemmel değil
Her şey dört dörtlük
Her şey uykudan uyanalı beş saniye
Her şey zamansız, güz-el.
Ama, en azından, gidebilmelerden bahsetsek, bir güz günü
Zamanın olmadığı bölümünü geçerek.
Pedallardan bahsetsek, en azından
Renkli yapraklardan, kırmızı kahverengi sarı
Yaşasak, biraz, en azından
Çaydan çıkan dumanı izlesek
Yarınlarda yağmuru beklesek, haberlerden
Balonlara balun desek, o çocuk gibi
En azından gülebi
Neyse.

Anlamayacaksın ama dinle
Perdeler de dahil hiçbir duygu kıpırdamıyor
Aynı şarkılarda farklı melodiler arıyorum
Aynı yollardan yürüyorum
Dönüp bakalım, kaç -iyi günler- ilerlemişim
Hiç
Böyle ölçü biriminin amına k…

Salam karper umut

Taze ekmeği ikiye böldüm
Salam, karper, umut, ne varsa doldurdum
Tüm çocukluğumu toplayıp, yaşamaya karar verdim.

Hevesi yanıma, çayı sehpaya, tabağı kucağıma koydum
Kumandayı ben tuşluyor olamam
Keder, hüzün, karamsar, ne varsa geçtim
Sigara içmeyi unuttum, bir de küfretmeyi
Düşündüklerim ne hoş
Kanepede mutluyakalmışım.
Sanki hep hareketli şarkılar çalacakmış
Dolapta cicibebe bisküvi varmış
Bodrumda mavi bisiklet
Yarınlarda neşe
Yıldız
Gibi.

Yüzümü karşı apartmanın çatısına kitledim
Yıldızın teki kayboluyor şu an
Kaybettiklerim de
Demek dünya böyle dönüyormuş.
Gecenin son ışıkları, hüzünaydın

Fort Atlantic'i susturun, atmosferde çalıyor
Gece gece.
Yenilmekler gökyüzüne bulaştı
Uyutmuyor karanlık.

Mutlu değilim ama mutsuz da olmayacağım
Kendime söz verdim
Vermedim de, şey işte, karıştırma şimdi.

Şimdi ayıplı şeyler diyeceğim, zoraki gülelim:
Sikindirik.

İnsan tozlanır, her şey eskir
Gülen yüzleri kışlıklara kaldırdım
Ben beceremiyorum, sözü sen ver
Bu gülmek eskimesin:

Sikindirik…

Bulutlara kombin

Sessizce ipe asıyor bakışlarını
İsmini bilmediğim sözleri ağlamak tuttu
Rüzgarda kurumaz.
Mendil çıkardım sigara paketinden
-Al, dedim, sil bugünü

Otomobiller duracakmış gibi
Öyle geçiyorum, -bu sefer- ışıkları beklemeden
Bir kanadı varsa düşüncelerin, bugün var
Ayaklarım kalkış izni istiyor, veriyorum
Bir saniyede teptim her gün üzerinden geçtiklerimi.

Sonbaharda öleceğim, evet
Pastahane kokacak gitmeyi beceremediklerim
Gri montumu giyeceğim bulutlarla kombin yaparak
Ve yaşadıklarımla
Saygılarımla.

Ortalardan kaybolacağım.
Mentollü sigaralar bakkalın elinde kalacak
Elimde kalanlaraysa veda etmeyeceğim
Yine buluşuruz,
Sevgilerimle.

Bilmeni isterim, yokuşları sevmem
Bilirsin yokuşlar bitmez
Tam tepede oturuyor saklambaçlarım
Dünyadan beş metre öteye kaçışlarım
Bisikletim, dokuz taşlarım, yakar toplarım
Bir de şişe çevirmedeki masum ayıplarım
Hâlâ cesaret edemediklerim
Tam tepede.

Yeni bir yokuş, işte.
Selamlarımla.

Sigara düşüşü

İnanıyorum ki düzelmez şeyler var ilerde
Otomobiller bir anda beyaz ışık yakmış
İtiraf ediyorum, kaldırıma atamadım kendimi
Ve otoyolu hergün su basıyor, ben ilerleyemiyorum.

Sigara üflerken dilekler tuttum
Ben böyle morg görmedim, izmaritlerle dolu küllük
Çoğu genç, tadı mı değişti hayal ettiklerimin?
İyi dilekler de intihar eder
Bak, kaldırım taşlarının arasında mezarlar var

Pes etmek de bir mücadeledir
Hatırla, çay molasında kaç işten istifa ettim
Yetişmem gereken yerlere alarmı erteledim
Avcılar yönüne gidiyorsa anılar,
Ben zincirlikuyu metrobüsüne bindim.
Hava açık maviydi, yol uzun

Yağmur dindi, şemsiyem bozuldu,
Pes edemiyorum
Güneşin rengini unuttum, siyah mıydı?

Yağmursalar

Odama çöp kamyonu girdi
Nasıl biliyor, tam fikirlerimin ortasına daldı
Sordu: -bu ölmek kokusu nereden geliyor, biraz gül!
-Sus, dedim, sevinçlerin ceseti olmaz
-Bulamazsın.

Hem sen nasıl geldin buraya
Kapı dedektörü koydum girişe
Metal eşyaları ve mutlulukları kenara bırakmalıydın
Şimdi bak, alışmadık şeyler siren çalıyor
Tüm geçmişi ayağa kaldırdın!

Yağmursalar ağlayacak gibiyim.

Sevindirik pedalı

Pencerelerin güneşini hızlıca ört
Güzel bir gün dikkatimi dağıtıyor
Çek şu sevindirik düşünceleri burnumun dibinden
İki metre ya var ya yok önümde, çarpmayayım
Otomobil kullanmasını bile bilmem
Bu his de kim, beni şoför koltuğuna oturttu
Direksiyon başında buldum kendimi.
Şöyle dedi:
-Herşeyi boşa al, üzüntüden yavaşça kaldır ayağını
-Şimdi bas sevindirik şeylerin üstüne.
-Biliyorum sus, fren nerede diye sorma
-Yolun sonuna kadar ilerle, frenleri söktüm

Madem öyle, bugün kumruları getir
Çocukluğumdan uçuyorlar mermerime
O ne güzel iniş sesi
Saniyelere sığdırıyor derdimi ilgilendirmeyen tüm güzel şarkıları.

Radyoyu siktiret, bir şarkı buldum
Ölene kadar dinleyelim
Hikayeler türetelim, öyle gülelim

Çekerlenmek

Gidersem, en fazla nereye giderim
Hangi parktı o, geçen senelerin akşamından kalma
Acaba hâlâ sarhoş mudur?
Vodkayı bıraktım,
Çok ayıp ettim köşedeki banka, iki senedir ağlaşmadık
İnsanlara değer verir oldum, çarptı
Öyle bir kahve var mı, sert, ayıltacak?
Moka olsun o zaman, ekstıra şatlı
Çikolata bana güzel şeyler anımsatıyor
Bardağa da şey yazalım, şey: şey
Nasıl olsa anlamayacaksın
Ben bile anlamıyorum, bunun adı yok.

Gidersem, en fazla parka giderim
Sallanabilir miyim?
O sırada bekleyen kardeş benim, kafam direğe dayalı
Pantolon giydiğime bakma, dizlerimde kabuklar var tarak tarak, hâlâ
Sırtımda da havlu.

Peki bu salıncak en fazla kaç kilo keder
Dilim dolandı, kusuruma bakma
Çok çekerlenirim akşamları ben.
Lan!

Oysa içki bile vurmadım ağzıma, iki sene oldu.
Nasıl umutlu şeyler söylediysem artık
Ucuz bira gibi kokuyor ağzım
Aslında bir rüzgar yesem, ayılırım.

Dönemem
Naneli sakızın var mı?

Gökyüzü gardırop

Gökyüzünü gardırop yaptım
Seneye içerim diye, sigaralar astım yıldızlara
Önceki bayramların yeni kıyafetlerine benziyor hepsi, hepsi;
Ne demek ulan,
Planlı mutlulukların bedeni mi olur?
Küçülmüş.

Karşıya geçmek üzereydim, yukarı baktım
Hava kararmıyor, imkansız
Yıldızların mı üstüne bastım, bu ne aydınlık
Her yer kül olmuş, kim giydi sigaralarımı?

Tamam, -lütfen bekliyorum, beni durduran ışık
Sen saydın, altı beş dört
Ben de kontrol ettim yolu
Önce geriye sonra geriye sonra bir daha geriye baktım
Bana güven, ölmek farketmez yaşamamışsan.
Çarparsa otomobiller yandan çarpsın
Burnum düzelir, fena mı?


Mevsim atölyesi

Trenler getirttim tam karşıma
Yaşlı buharlılar yürüyor usulca şimdi, önümden
Hiçbirine binmedim.
İstasyona da uğramam, yanıbaşımda, giderek küçülmüş,
Sanki daha iyi böyle, yalanı yok.

Bir ev inşa ettim, düşlerimce
Haliyle o da büyük sayılmaz, ama
Yazları sildim aklımdan, kar yağıyor
Bilmem, belki yağmur
Yerden yukarı üstelik.
Bulutlar ve sis, sildiler uzakları
Bu dünyanın sonsuz olduğuna inandım.

Sıcak bir şeyler içmedim
Bardaktan çıkan dumanı izledim, Dakikalarca
Gülümsedim.

Yarının yalanı yok, bu yüz böyle kalmaz
Korkmak şu an ne güzel bir gerçek
Yeni bir mevsim icat ettim
Hemen siliveriyor zihnim bir sonraki kabusları
Birkaç saniyeliğine
Bu ne güzel unutkanlık.

Bir-gün-iç

Olduğum yere yığıldım, kalbim yavaşlıyor
Tüm o; hayat, bir anda, film şeritleri, bilmem neleri
Sanırım hepsi doğru ama bu senaryo ucuz
Aynı küfürler tekrarlanmış her uyanışta
Sahneler hep: bir-gün-iç
Ölmüyorum, her defasında.

Güzel ajandalar masada, kapakları şık
Birinin içinde takvim var, cepler, hatta hesap makinası
Geçen senenin tarihleri, bu kaçıncı boş sayfalar
Özeti bu
Planlayamadım, hiçbir zaman.

Fotoğraf makinası köşede uyuyakalmış
Albümlerden silmiştim kendimi
Sadece birinin ayakkabıları var, yüzü yok
Vapurun üst katında, sarkmış, bulutlara basmış.
Gülümsüyor sanıyordum, meğer bana benziyormuş.

Yeni renklerde karar kıldığı vakit
Boyacılar istifa etmiş, iskeleler kalmış
Yağmur yağsa gidecekmiş ama
Öyle yağmur nerede?
Güzel bir mevsime, daha mevsimler varmış

Bundan sonra sahne hiç iki olmadı belki, ve dış.

Dondurmayı bu işe karıştırma

Kalktım, perdeyi açtım
Baktım ki sonbahar yine gelmemiş
Kapadım, bir daha açtım, ardından yine
Bu bir deliliktir çünkü mevsim yaz
Beklemekse...
Ne olmuş yani
Rüyalarımda da böyle köşeye sıkışmadım mı?

Yürüdüm, sokaklar dolu
İşte bak, insanlar yine gitmemiş
Her seferinde yeniden aynı yolları tepiyorum
Yalnız bırakmıyorlar yalnız kalanları.
Bunun adı bencillik, doğru
Bencilliklerin var mıdır beyaz saç telleri?
Yoktur.
Ben de büyümedim.

Tezgahın altındaki dolabı açtım
Kapatıp bir daha açtım
Her zaman bir çikolata olurdu oysa
Bunun adı yedek hayal
Masadaki, her zaman hazır bir sigara dalı kadar yedek
O kadar acınası
O kadar az, kalanlar, yedekte.
Çoğu zaman da, o kadar yok.

Aynı bankta oturuyorum bugün
Hiçbir bok değişmedi
Aynı sikik şarkılar çalınıyor arkadaki kafede.
Her şey uyumsuz.

Bu sabah perdeyi defalarca açtım
Dolapta çikolata yok
Paket boş, sokaklar insan kaynıyor
Çay içmek hiçbir şeyi düzeltmiyor
D vitamine de ta içine tüküreyim
Güneş güzel değil.
-Bir şarkı mırıldanayım, dedim

İkinciden sonra ne olduysa

O espriyi başa alalım
Bir daha güleyim, umutlanıyorum
Unutacağım şeyler söyleyeyim, düşler
Şurada iki ağaç var, kale olsun
Çok zaman kalmışçasına, top koşturayım.

Bu yoldan yürümeyeyim, o köprüden
Çok düşünce düşürdüm
Üstüne basmayalım kırıkların.

Geçmişle hesaplaşmak istemem
Neden diye sormak işe yaramıyor
Geleceği ikna etmekten yoruldum
Kendimi ikna etmekten, bir şeylere
Pek çok şeye, belki daha çok şeye
Neye bilmem ama, bir şeylere yenildim.

Sigara içerken, çay karıştırıyordum
Uzaylıları bekliyordum balkonumda
Kötü insanlar dizilerde olur, televizyon bile izlemiyordum
İkinci sigaramı yakmaya çalışırken
Ne olduysa oldu
Bir hengamenin içinde buldum kendimi
Şimdi, güneşi ve havayı yumrukluyorum

Halbuki ben savaşmak bilmem
Mutlu ol, duman al, ateş
En çok kim gülerse, o kazansın

Sorunun üstü

Tüm caddeyi pastahane kokutmuşlar yine, saat dokuz
Sımsıcak poğaçaları kokusundan tadıyorum, hepsi peynirli
İki şekerli, birileri çayını karıştırıyor yavaşça
Kimsenin acelesi yok, kötü haberlerin bile
Sanki üzülmeler duruyor, yaşamak hevesi aklımda.

Direk konuya giresim var, içeri dalıp:
-Selamlar, bu koku satılık mı?
-Sorunun üstü kalsın bir poğaça versene.

Uk

Gecelerin karanlığında yaşlanmış
Yaşamayı unutmuş, çizgilerine bak.
Televizyondaki film dönüp durmuş aynı kanalda
Bakışları da tavana takılmıştır çoğu zaman, eminim.

Bu geceyse, kaldırımdelen çimenlere takıldı
Tabut kapağını kaldırmışçasına, taşı kaldıran çimenler
Yaşamaya öyle hevesli: kaldırımdelen.
Kıskandı; kimse görmeden söktü hepsini
Kızamadım.
Çünkü eminim, her gün daha kötü sigarasının tadı
Şekeri bıraktı ama hikaye, çaylar böyle güzel değil
Çayın da suçu yok, hararet yangını çaresizliğe sıçradı.
İyi bilirim.

Yorgunluk bir hevesi daha bitirdi
Geçer diye; iki poşet heves doldurdum bakkaldan
Cips, kola, çekirdek, çikolata...
Geçmedi, bir şey eksik kaldı: mutlul..
Bak yine yoruldum.
Gitmem lazım, kaldırımlar örülüyor beynime
Yol kenarına çöktüm.

Elimden tutma, yakamdan tut
Öyle kalkayım.
Sonra duymak istediklerimi söyle
-Yalan da olsa, değil
Yalan olmasın!
-Bir kez olsun, değil, çok kez!
Sağlamasını al çok kez, ben matematik bilmem
Dünya'ya güvenim kalmadı.

Uzaklara gitmeyeli…

Bu kadar

Bavulum yok, hiç olmadı
İşte öyle alışmışım kalmalara
Bu yüzden midir bilmem
Bakırköy'ü en son ben terk ederim.
Gri bulutlu bir şehir düşlerdim hep
Şimdi bakkal bile uzak geliyor, gitmeler uzak
Bazı günler bu yüzden sigaram yok, kalmadı.

Diğer tüm sesleri ayak ucunda yürüttüm
Bugün sadece çocukları dinledim
Biri elindeki oyuncağı yanındakine gösterdi, sevinçle
-Bak bak, dedi, bak şirin babanın kolları oynuyor
Çocuk menüsü alasım geldi.
Diğeri yalvardı: -yütfen, dedi
Sanki ilerde, oturduğunda otobüs koltuğuna
Ayakları yere hiç değmeyecekmiş gibi
Ve birileri ölmeyecekmiş
-Eve gidip oyun oynayalım, dedi.
Oyuncaklar ölmez, ölmek nedir ki?

Korkuyorum, bu kadar.

Yeni telefon aldım, rehberi silindi
Tek tek kalan numaralara baktım
Bir zamanlar Yusuf Amca vardı.

Korsan taksici.
Direksiyon başında öldü, işini severdi
Tamam para alıyordu ama, yardım da severdi
Her şehrin bir jokeri vardır, işte jokerdi Yusuf Amca
Migrosun önünde beklerdi
Hangi saat arasan, açardı
Hastaneye yetiştirirdi gecen…

Yaya üzüntüler

Otobüsün birine atladım, akbili çıkardım
Dedim ya büyüdüm, tam tarife iki virgül otuz Gerçi bugün zam geldi, Özür dilerim anadolu ajansı; -zam, dedim.
Gülmeye ramak kalmıştı dünlerden bir gün
Sonra gün bitti, uyudum.
-Gideceğim, dedim, gideceğim
Yol yetmedi, güzel bir şehre kaldırım yokmuş
Geri döndüm.
Büyümesem, akbilimdeki para da yeterdi
Yirmi kuruş eksik çıktı.
-Ağbey, dedim, beni indir
-Bakiye de yetersiz, zaman da
-İnsanlık da fondöten kokuyor
-Kimseden akbil rica edemem.

-Sen de hiç güzel bir yere gitmiyorsun zaten
-Aynı yolları binlerce kez dolaştık, klimasız
-Yeşil yok, her ışık aslında kırmızı
-Üzüntüler yaya geçti önümüzden, izledik.
-Her seferinde.
-İndir beni, yeşil yanmaz
-İki kilometreyi adım adım düşünceleyeyim
-Kırmızıya yakalanmadan.