Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Salam karper umut

Taze ekmeği ikiye böldüm
Salam, karper, umut, ne varsa doldurdum
Tüm çocukluğumu toplayıp, yaşamaya karar verdim.

Hevesi yanıma, çayı sehpaya, tabağı kucağıma koydum
Kumandayı ben tuşluyor olamam
Keder, hüzün, karamsar, ne varsa geçtim
Sigara içmeyi unuttum, bir de küfretmeyi
Düşündüklerim ne hoş
Kanepede mutluyakalmışım.
Sanki hep hareketli şarkılar çalacakmış
Dolapta cicibebe bisküvi varmış
Bodrumda mavi bisiklet
Yarınlarda neşe
Yıldız
Gibi.

Yüzümü karşı apartmanın çatısına kitledim
Yıldızın teki kayboluyor şu an
Kaybettiklerim de
Demek dünya böyle dönüyormuş.
Gecenin son ışıkları, hüzünaydın

Fort Atlantic'i susturun, atmosferde çalıyor
Gece gece.
Yenilmekler gökyüzüne bulaştı
Uyutmuyor karanlık.

Mutlu değilim ama mutsuz da olmayacağım
Kendime söz verdim
Vermedim de, şey işte, karıştırma şimdi.

Şimdi ayıplı şeyler diyeceğim, zoraki gülelim:
Sikindirik.

İnsan tozlanır, her şey eskir
Gülen yüzleri kışlıklara kaldırdım
Ben beceremiyorum, sözü sen ver
Bu gülmek eskimesin:

Sikindirik…

Bulutlara kombin

Sessizce ipe asıyor bakışlarını
İsmini bilmediğim sözleri ağlamak tuttu
Rüzgarda kurumaz.
Mendil çıkardım sigara paketinden
-Al, dedim, sil bugünü

Otomobiller duracakmış gibi
Öyle geçiyorum, -bu sefer- ışıkları beklemeden
Bir kanadı varsa düşüncelerin, bugün var
Ayaklarım kalkış izni istiyor, veriyorum
Bir saniyede teptim her gün üzerinden geçtiklerimi.

Sonbaharda öleceğim, evet
Pastahane kokacak gitmeyi beceremediklerim
Gri montumu giyeceğim bulutlarla kombin yaparak
Ve yaşadıklarımla
Saygılarımla.

Ortalardan kaybolacağım.
Mentollü sigaralar bakkalın elinde kalacak
Elimde kalanlaraysa veda etmeyeceğim
Yine buluşuruz,
Sevgilerimle.

Bilmeni isterim, yokuşları sevmem
Bilirsin yokuşlar bitmez
Tam tepede oturuyor saklambaçlarım
Dünyadan beş metre öteye kaçışlarım
Bisikletim, dokuz taşlarım, yakar toplarım
Bir de şişe çevirmedeki masum ayıplarım
Hâlâ cesaret edemediklerim
Tam tepede.

Yeni bir yokuş, işte.
Selamlarımla.

Sigara düşüşü

İnanıyorum ki düzelmez şeyler var ilerde
Otomobiller bir anda beyaz ışık yakmış
İtiraf ediyorum, kaldırıma atamadım kendimi
Ve otoyolu hergün su basıyor, ben ilerleyemiyorum.

Sigara üflerken dilekler tuttum
Ben böyle morg görmedim, izmaritlerle dolu küllük
Çoğu genç, tadı mı değişti hayal ettiklerimin?
İyi dilekler de intihar eder
Bak, kaldırım taşlarının arasında mezarlar var

Pes etmek de bir mücadeledir
Hatırla, çay molasında kaç işten istifa ettim
Yetişmem gereken yerlere alarmı erteledim
Avcılar yönüne gidiyorsa anılar,
Ben zincirlikuyu metrobüsüne bindim.
Hava açık maviydi, yol uzun

Yağmur dindi, şemsiyem bozuldu,
Pes edemiyorum
Güneşin rengini unuttum, siyah mıydı?

Yağmursalar

Odama çöp kamyonu girdi
Nasıl biliyor, tam fikirlerimin ortasına daldı
Sordu: -bu ölmek kokusu nereden geliyor, biraz gül!
-Sus, dedim, sevinçlerin ceseti olmaz
-Bulamazsın.

Hem sen nasıl geldin buraya
Kapı dedektörü koydum girişe
Metal eşyaları ve mutlulukları kenara bırakmalıydın
Şimdi bak, alışmadık şeyler siren çalıyor
Tüm geçmişi ayağa kaldırdın!

Yağmursalar ağlayacak gibiyim.

Sevindirik pedalı

Resim
Pencerelerin güneşini hızlıca ört
Güzel bir gün dikkatimi dağıtıyor
Çek şu sevindirik düşünceleri burnumun dibinden
İki metre ya var ya yok önümde, çarpmayayım
Otomobil kullanmasını bile bilmem
Bu his de kim, beni şoför koltuğuna oturttu
Direksiyon başında buldum kendimi.
Şöyle dedi:
-Herşeyi boşa al, üzüntüden yavaşça kaldır ayağını
-Şimdi bas sevindirik şeylerin üstüne.
-Biliyorum sus, fren nerede diye sorma
-Yolun sonuna kadar ilerle, frenleri söktüm

Madem öyle, bugün kumruları getir
Çocukluğumdan uçuyorlar mermerime
O ne güzel iniş sesi
Saniyelere sığdırıyor derdimi ilgilendirmeyen tüm güzel şarkıları.

Radyoyu siktiret, bir şarkı buldum
Ölene kadar dinleyelim
Hikayeler türetelim, öyle gülelim


Çekerlenmek

Gidersem, en fazla nereye giderim
Hangi parktı o, geçen senelerin akşamından kalma
Acaba hâlâ sarhoş mudur?
Vodkayı bıraktım,
Çok ayıp ettim köşedeki banka, iki senedir ağlaşmadık
İnsanlara değer verir oldum, çarptı
Öyle bir kahve var mı, sert, ayıltacak?
Moka olsun o zaman, ekstıra şatlı
Çikolata bana güzel şeyler anımsatıyor
Bardağa da şey yazalım, şey: şey
Nasıl olsa anlamayacaksın
Ben bile anlamıyorum, bunun adı yok.

Gidersem, en fazla parka giderim
Sallanabilir miyim?
O sırada bekleyen kardeş benim, kafam direğe dayalı
Pantolon giydiğime bakma, dizlerimde kabuklar var tarak tarak, hâlâ
Sırtımda da havlu.

Peki bu salıncak en fazla kaç kilo keder
Dilim dolandı, kusuruma bakma
Çok çekerlenirim akşamları ben.
Lan!

Oysa içki bile vurmadım ağzıma, iki sene oldu.
Nasıl umutlu şeyler söylediysem artık
Ucuz bira gibi kokuyor ağzım
Aslında bir rüzgar yesem, ayılırım.

Dönemem
Naneli sakızın var mı?

Gökyüzü gardırop

Gökyüzünü gardırop yaptım
Seneye içerim diye, sigaralar astım yıldızlara
Önceki bayramların yeni kıyafetlerine benziyor hepsi, hepsi;
Ne demek ulan,
Planlı mutlulukların bedeni mi olur?
Küçülmüş.

Karşıya geçmek üzereydim, yukarı baktım
Hava kararmıyor, imkansız
Yıldızların mı üstüne bastım, bu ne aydınlık
Her yer kül olmuş, kim giydi sigaralarımı?

Tamam, -lütfen bekliyorum, beni durduran ışık
Sen saydın, altı beş dört
Ben de kontrol ettim yolu
Önce geriye sonra geriye sonra bir daha geriye baktım
Bana güven, ölmek farketmez yaşamamışsan.
Çarparsa otomobiller yandan çarpsın
Burnum düzelir, fena mı?


Mevsim atölyesi

Trenler getirttim tam karşıma
Yaşlı buharlılar yürüyor usulca şimdi, önümden
Hiçbirine binmedim.
İstasyona da uğramam, yanıbaşımda, giderek küçülmüş,
Sanki daha iyi böyle, yalanı yok.

Bir ev inşa ettim, düşlerimce
Haliyle o da büyük sayılmaz, ama
Yazları sildim aklımdan, kar yağıyor
Bilmem, belki yağmur
Yerden yukarı üstelik.
Bulutlar ve sis, sildiler uzakları
Bu dünyanın sonsuz olduğuna inandım.

Sıcak bir şeyler içmedim
Bardaktan çıkan dumanı izledim, Dakikalarca
Gülümsedim.

Yarının yalanı yok, bu yüz böyle kalmaz
Korkmak şu an ne güzel bir gerçek
Yeni bir mevsim icat ettim
Hemen siliveriyor zihnim bir sonraki kabusları
Birkaç saniyeliğine
Bu ne güzel unutkanlık.

Bir-gün-iç

Olduğum yere yığıldım, kalbim yavaşlıyor
Tüm o; hayat, bir anda, film şeritleri, bilmem neleri
Sanırım hepsi doğru ama bu senaryo ucuz
Aynı küfürler tekrarlanmış her uyanışta
Sahneler hep: bir-gün-iç
Ölmüyorum, her defasında.

Güzel ajandalar masada, kapakları şık
Birinin içinde takvim var, cepler, hatta hesap makinası
Geçen senenin tarihleri, bu kaçıncı boş sayfalar
Özeti bu
Planlayamadım, hiçbir zaman.

Fotoğraf makinası köşede uyuyakalmış
Albümlerden silmiştim kendimi
Sadece birinin ayakkabıları var, yüzü yok
Vapurun üst katında, sarkmış, bulutlara basmış.
Gülümsüyor sanıyordum, meğer bana benziyormuş.

Yeni renklerde karar kıldığı vakit
Boyacılar istifa etmiş, iskeleler kalmış
Yağmur yağsa gidecekmiş ama
Öyle yağmur nerede?
Güzel bir mevsime, daha mevsimler varmış

Bundan sonra sahne hiç iki olmadı belki, ve dış.

Dondurmayı bu işe karıştırma

Kalktım, perdeyi açtım
Baktım ki sonbahar yine gelmemiş
Kapadım, bir daha açtım, ardından yine
Bu bir deliliktir çünkü mevsim yaz
Beklemekse...
Ne olmuş yani
Rüyalarımda da böyle köşeye sıkışmadım mı?

Yürüdüm, sokaklar dolu
İşte bak, insanlar yine gitmemiş
Her seferinde yeniden aynı yolları tepiyorum
Yalnız bırakmıyorlar yalnız kalanları.
Bunun adı bencillik, doğru
Bencilliklerin var mıdır beyaz saç telleri?
Yoktur.
Ben de büyümedim.

Tezgahın altındaki dolabı açtım
Kapatıp bir daha açtım
Her zaman bir çikolata olurdu oysa
Bunun adı yedek hayal
Masadaki, her zaman hazır bir sigara dalı kadar yedek
O kadar acınası
O kadar az, kalanlar, yedekte.
Çoğu zaman da, o kadar yok.

Aynı bankta oturuyorum bugün
Hiçbir bok değişmedi
Aynı sikik şarkılar çalınıyor arkadaki kafede.
Her şey uyumsuz.

Bu sabah perdeyi defalarca açtım
Dolapta çikolata yok
Paket boş, sokaklar insan kaynıyor
Çay içmek hiçbir şeyi düzeltmiyor
D vitamine de ta içine tüküreyim
Güneş güzel değil.
-Bir şarkı mırıldanayım, dedim

İkinciden sonra ne olduysa

O espriyi başa alalım
Bir daha güleyim, umutlanıyorum
Unutacağım şeyler söyleyeyim, düşler
Şurada iki ağaç var, kale olsun
Çok zaman kalmışçasına, top koşturayım.

Bu yoldan yürümeyeyim, o köprüden
Çok düşünce düşürdüm
Üstüne basmayalım kırıkların.

Geçmişle hesaplaşmak istemem
Neden diye sormak işe yaramıyor
Geleceği ikna etmekten yoruldum
Kendimi ikna etmekten, bir şeylere
Pek çok şeye, belki daha çok şeye
Neye bilmem ama, bir şeylere yenildim.

Sigara içerken, çay karıştırıyordum
Uzaylıları bekliyordum balkonumda
Kötü insanlar dizilerde olur, televizyon bile izlemiyordum
İkinci sigaramı yakmaya çalışırken
Ne olduysa oldu
Bir hengamenin içinde buldum kendimi
Şimdi, güneşi ve havayı yumrukluyorum

Halbuki ben savaşmak bilmem
Mutlu ol, duman al, ateş
En çok kim gülerse, o kazansın

Sorunun üstü

Tüm caddeyi pastahane kokutmuşlar yine, saat dokuz
Sımsıcak poğaçaları kokusundan tadıyorum, hepsi peynirli
İki şekerli, birileri çayını karıştırıyor yavaşça
Kimsenin acelesi yok, kötü haberlerin bile
Sanki üzülmeler duruyor, yaşamak hevesi aklımda.

Direk konuya giresim var, içeri dalıp:
-Selamlar, bu koku satılık mı?
-Sorunun üstü kalsın bir poğaça versene.

Uk

Gecelerin karanlığında yaşlanmış
Yaşamayı unutmuş, çizgilerine bak.
Televizyondaki film dönüp durmuş aynı kanalda
Bakışları da tavana takılmıştır çoğu zaman, eminim.

Bu geceyse, kaldırımdelen çimenlere takıldı
Tabut kapağını kaldırmışçasına, taşı kaldıran çimenler
Yaşamaya öyle hevesli: kaldırımdelen.
Kıskandı; kimse görmeden söktü hepsini
Kızamadım.
Çünkü eminim, her gün daha kötü sigarasının tadı
Şekeri bıraktı ama hikaye, çaylar böyle güzel değil
Çayın da suçu yok, hararet yangını çaresizliğe sıçradı.
İyi bilirim.

Yorgunluk bir hevesi daha bitirdi
Geçer diye; iki poşet heves doldurdum bakkaldan
Cips, kola, çekirdek, çikolata...
Geçmedi, bir şey eksik kaldı: mutlul..
Bak yine yoruldum.
Gitmem lazım, kaldırımlar örülüyor beynime
Yol kenarına çöktüm.

Elimden tutma, yakamdan tut
Öyle kalkayım.
Sonra duymak istediklerimi söyle
-Yalan da olsa, değil
Yalan olmasın!
-Bir kez olsun, değil, çok kez!
Sağlamasını al çok kez, ben matematik bilmem
Dünya'ya güvenim kalmadı.

Uzaklara gitmeyeli…

Bu kadar

Bavulum yok, hiç olmadı
İşte öyle alışmışım kalmalara
Bu yüzden midir bilmem
Bakırköy'ü en son ben terk ederim.
Gri bulutlu bir şehir düşlerdim hep
Şimdi bakkal bile uzak geliyor, gitmeler uzak
Bazı günler bu yüzden sigaram yok, kalmadı.

Diğer tüm sesleri ayak ucunda yürüttüm
Bugün sadece çocukları dinledim
Biri elindeki oyuncağı yanındakine gösterdi, sevinçle
-Bak bak, dedi, bak şirin babanın kolları oynuyor
Çocuk menüsü alasım geldi.
Diğeri yalvardı: -yütfen, dedi
Sanki ilerde, oturduğunda otobüs koltuğuna
Ayakları yere hiç değmeyecekmiş gibi
Ve birileri ölmeyecekmiş
-Eve gidip oyun oynayalım, dedi.
Oyuncaklar ölmez, ölmek nedir ki?

Korkuyorum, bu kadar.

Yeni telefon aldım, rehberi silindi
Tek tek kalan numaralara baktım
Bir zamanlar Yusuf Amca vardı.

Korsan taksici.
Direksiyon başında öldü, işini severdi
Tamam para alıyordu ama, yardım da severdi
Her şehrin bir jokeri vardır, işte jokerdi Yusuf Amca
Migrosun önünde beklerdi
Hangi saat arasan, açardı
Hastaneye yetiştirirdi gecen…

Yakışıklı mısın?

Resim
-Alo... Efendim?
/-Alo... Yakışıklı mısın?

***

Ömer.

Saçma, değil mi? Telefonu açar açmaz hep şaşırtır beni. Bazen bir şarkı söyler. Bazen, ilk o aradığı için benim bunları demem gerekirken o "buyur; efendim," der. Ama en sevdiğim açılış şudur: "alo, yakışıklı mısın?".

Hiçbir zaman elli kilonun üstüne çıkamadım. Kulaklarım kepçedir. Geçen sene yamuk olan burnumu bir şerefsize daha da yamultturdum. Bunlardan hiç gocunmadım. Yalnız tişörttür, cekettir vesaire... Hiçbiri benim dar omuzlara uymuyor. Sanırım yaz aylarından nefret etmemin başka bir sebebi de bu. Ayrıca havalardan mıdır nedir, dik durmayı çoğu zaman unutuyorum. Hafif kambur geziyorum. Bir de giysiymiş, ayakkabıymış; sikerim. Hiçbirine önem vermem.

Çabuk karamsar olurum. Takıntılıyım. Her şeyi kafama takar, sinirlenir, en çok da kaygılanırım. Bilimsel olarak birçok adı vardır elbet. Ama ne gerek var; ben buna "bok," diyorum. Boksal bir durum, bok çukuru, sikik, sikimsonik bir şeyler... Çabuk pes …

Yaya üzüntüler

Otobüsün birine atladım, akbili çıkardım
Dedim ya büyüdüm, tam tarife iki virgül otuz Gerçi bugün zam geldi, Özür dilerim anadolu ajansı; -zam, dedim.
Gülmeye ramak kalmıştı dünlerden bir gün
Sonra gün bitti, uyudum.
-Gideceğim, dedim, gideceğim
Yol yetmedi, güzel bir şehre kaldırım yokmuş
Geri döndüm.
Büyümesem, akbilimdeki para da yeterdi
Yirmi kuruş eksik çıktı.
-Ağbey, dedim, beni indir
-Bakiye de yetersiz, zaman da
-İnsanlık da fondöten kokuyor
-Kimseden akbil rica edemem.

-Sen de hiç güzel bir yere gitmiyorsun zaten
-Aynı yolları binlerce kez dolaştık, klimasız
-Yeşil yok, her ışık aslında kırmızı
-Üzüntüler yaya geçti önümüzden, izledik.
-Her seferinde.
-İndir beni, yeşil yanmaz
-İki kilometreyi adım adım düşünceleyeyim
-Kırmızıya yakalanmadan.

Yavşak güvercin

Mutfağının penceresini açtı
Mermere biraz bulgur döktü paketten, dikkatlice
Bu üçüncü öğün günün sonunda. İnsan hayret ediyor, böyle açık büfe yok
Bulgur çiğ görünse de, merhamette pişmiş
Ve tam zamanında, saat günü bitirmemiş.

Nasıl hayallerimi kırdı
Böyle güvercin mi olur, yavşak.
Kumrular var biri hasta
Üç dört serçe de sırada
Hiçbirine izin vermiyor, pencereden kovuyor
Tek başına, tüm taneleri silip süpürdü.
Doysa da fazlasını yedi
Bir silahı eksikti yalnız
Eminim, elleri olsaydı kanatları yerine
Yazmayı, çizmeyi bırakır
Tüm kumruları ve serçeleri kurşuna dizerdi.

Parlak taşlara değer biçerdi
Serçeleri köle yapardı bir zamanlar
Bir pencere inşa eder kemikten,
-Medeniyet, derdi; konuşabilse.
Düşünebilse, büyük bir beyni olsa
Nükleer bomba üretirdi.
Taşlar uğruna, kağıtlar ve fazladan bulgur
Öldürebilirdi.

-Oğlum, dedim, bir şey diyeceğim
-Neden savaşıyorsun amına koyayım.

Bugün nasıl ölsem?

Akşam sigarasını yaktıktan biraz sonra, balkonda
Belki yeterince gülemedim dün
Belki de çok uzun seneler olması gerekirken ilerde
Tam da mutlu olmaya karar vermişim
Ama işte, bir takım şampiyon olmuştur
Gökyüzünü delmeye çalışan bir aptalın çok namuslu silahı
Dandik bir son ateşler beynime, umutüstü saatlerinde.

Hiç akşam ondan sonra, sokakta yürürken özgür oldun mu
Ya da minibüste, otobüste, bilmem nerede
Ben oldum, burnum yamuldu.
Şimdi anlatıyordur orada burada, -bi kafa goydum
Hem de durduk yere, -ne bagıyön, felan.
Sadece köpekler bu yüzden ısırır sanırdım,
Meğer köpeklerin de iki ayağı varmış.

Hep fazladan bir sigara vardır cebimde
Belli mi olur, bir eşofmanlı gelir sigara ister
Parkta bıçaklanmak istemem.
Ya bir ressam olmak...
Ya da bir genç, yirmileri görmemiş.
Bir bankta oturmak istemem.

Önümden bir kadın geçiyor, arkasında beş sakallı
Kadının yerinde olmak istemem
Şort, bir intihardır çünkü bu zamanlarda.
Kim bilir, belki de kadın olmak...

Balicinin bir lirası eksik diye mi…

İsmail Ağabey'in Blog yazarlarıyla ne alakası var?

-Alo İsmail, naber?
...Yahu bu lalenin verdiği ödevi soracaktım sana, medya dersinden.
...Ulan, ne ödevmiş amına koyayım ya, (...) ne üniversiteymiş!
...Alo? İsmail?
...Sen kimsin ulan?

***

Mezun olmadan önce, gereksiz bir ödevi nasıl yapmam gerektiğini sormak için üniversiteden arkadaşımı arayayım dedim, İsmail. Meğer telefon rehberinde iki İsmail varmış, fark etmemişim. Karşıdaki telefonu açar açmaz önce ödevi sordum, sonra öğretim görevlisine, derse, üniversiteye küfretmeye ve daha pek çok şeye bağıra bağıra küfretmeye başladım. Çok güzel, dolu dolu küfrediyordum, kendimi kaybetmiştim.

Çokça küfürden sonra hattın diğer ucundan ses gelmeyince durdum. Biraz sessizlik oldu ve karşıdaki ses "sen kimsin," diye sordu. Beklediğimden daha yaşlı bir sesti. İçimden "hasiktir," dedim; "acaba kimi aradım?". O kadar küfür ettim, rezil oldum. Birkaç saniye içinde beyin fırtınası yaparak aradığım kişinin büfeci İsmail Ağabey olduğunu tespit ettim. Toparladım: "v…

Olmaz şeyler sokağı

Bu, gece bir yirmibeşte bir şeyler var
Sigara daha yavaş yanıyor, çaya ihtiyacı yok İlginç, tek başına yetiyor Bir tat bırakıyor beynimde, çitos gibi İkiyüzellibin liraydı eskiden Taso falan da çıkmıyordu küçük paketten Paket küçük olmasına rağmen, bitmez hissi veriyor.
Var, bir şeyler var
Kaygıların da korkuların da amına koydum
Bakakaldılar.
Bir hayal uçuyordu önümden, yakasına yapıştım
Dedim ki, -nereden çıktın lan sen
-Uykumu böldün.

-Bak, dedim, emin misin?
-Şimdi mutlu olacağım, ölmem değil mi?
-Hayır, çünkü sarhoş da değilim

Sarhoşluk ne demek biliyorum, iki sene evvel sarhoş oldum
O gün hayata dönüş yolunu unuttum
Tek bildiğim adres, benzinlikti, o da işemek için
-Yani diyorsun ki, sırtını unuttuklarına ver
-Köşeyi dön ve ilerle, bir sokağa gireceksin
-Islak toprak kokacak yollar, çimen
-Kırmızı, hep otomobiller için yanacak, trafiği kitleyeceksin
-Gri montunu giy, hava serinleyecek
-Bir bakmışsın ekimin ortasındasın, o ekim bitmeyecek
-Yağmur hafifçe yüzünü sevecek
-Sen de ol…

Sonbahar şakası

Yaz günü yürümeye başladım
Birkaç espri bile düşündüm gülmek için
Yaşarsam altmış yaşımı hayal ettim
-Balkonda sigara içerken ölürüm, dedim; komik olurdu
Ağzımda sigara, başım aşağıda
Yine kül dökmüşüm üstüme
Karşı apartmandaki teyze yine merakla suratıma bakıyor
Uzun ömürlü olsun, tam yüzseksen yaşında
-Teyze öldüm artık meraklanma
-Hem de sigaradan değil, neşe yetmezliğinden
Ama son kez gülmüşümdür; -ulan biliyordum böyle gideceğimi, diye.

Çay şekersiz ve turuncu
Mutluluk üzerine binlerce kitap daha yazılmış
Vetpedler edebiyat sıçıyor
En popüler spor söyvarvırın denge tahtası
Pıro ivılişın ikibin bilmem kaç
Ben yine sitiyi almışım en son, yenilmişim.

Saat yarım, hayat çeyrek
Şanssızlık peşimi bırakmamış
Doya doya gülecekken, ölmüşüm.

Yaz gününde gülecekken bugün
Yağmursuz havada otomobil su sıçrattı
Yaz mevsimi sonbahar şakası yaptı, -sikeyim.

Bir lalenin yapılacaklar listesi

Beyninden beş inç büyük telefonunu uyandığı gibi kapar.

Daha çapaklı gözünü açamazken, tivitırı açabilecek kapasitede olan bu göt lalesi, günün anlam ve önemine ilişkin çok hayırlı bir tivit yollar çok sevdiği takipçilerine. Üç beş tiviti beğenir, retivitler. Ardından instegramına girerek, gün(boşluk)aydınlar pozu paylaşır. Keşke fotoğraf filtreleri, beyinsizliği de rötuşlayabilseydi, ama olmadı. Olsun.

Görevler uygulamasına girdi, güne başladı.

***

Yapılacaklar (23 Haziran 2017):

-Uyanır uyanmaz hayırlı günler tiviti at. (Tamam)
-İnstegramda gün(boşluk)aydınlar pozu paylaş. (Tamam)
-Makyaj, topuklular filan... (Tamam)
-Tivittırda birilerine sataş. (Tamam)
-Bilmem kimi ara, birilerinin dedikosunu yap. (Tamam)
-Hazırlan ve sabahın köründe alışveriş merkezine git (Tamam)
-Makyaj tazele. (Tamam)
-Sıtarbakstan tol vayt moka al, ama layt sütlü, dikef, kremasız olsun bebeğim. (Tamam)
-Kremalı olduğu için çalışana bağır. (Tamam)
-Dünyanın en büyük sorunu kremaymış gibi "şekerim hep böyl…

Dertleri öpmek

Birazdan dördüncü sigara yanacak
Küllükte yer bulamadığımdan küfredeceğim İzmaritlere mi üzülsem, iyi gitmeyen şeylere mi Bilemeyeceğim. Bir gün daha başlamadan bitti işte Oysa neşeli günler hızlı geçer diye biliyorum Einstein, sence bu normal mi?
Dönüş yolunda yürüyeceğim Saatlerce ayakta kalmamış gibi Biliyorum, üzülerek kaybettiğim zamanları Öpüp yüksek bir yere koydular, kimse basmayın diye Bulacağım.
Evet, yine geç kaldım dün gece uykumda, bir şeylere Sınav mıydı, neydi, her ne boksa Ama, ilginç, bu sefer acele etmedim Öyle ki, rüyada bile pes etmeye başladım. Konuşmadım, konuşamam Sikeyim, neye üzüldüğümü bilmiyorum artık Otomobillere küfrediyorum, yazlara, güneşe Bahane.
Bir kumru gördük karşı apartmanın camında Mermerin en köşesine pısmış Aşağı bakıyor, düşerken uçmamaya karar vermiş gibi. Konuşamıyor, konuşamaz Tüm dertleri öpüp bir kenara koyduk Kumruya üzüldük Susarken ağlamamaya karar vermiş gibi.

Düz giden şeyler

İşte böyle istifa etti mendil satmaktan.
Ben nasıl insanlardan kaçıp en köşelere oturuyorsam
Nasıl katlanıyorsam yazların iğrenç güneşine
Öyle kaçtı bir soluk birilerinden;
-Böyle işin amına koyayım, dedi
Sonra birilerinin koca gülümsemeli suratlarına sıçtı
Ardından mendillerinin amına koydu, fırlattı.

Bembeyaz saçları vardı, sakalları
Tırnakları kirli ama böyle temiz kir yok
Ağzı bozuk ama çirkin gülücüklerden daha kaliteli sözleri
Yerlerde satamadığı son üç mendili
Bira da içmiş, hafif dengesiz
Yamuk dünyada düz yürüyor aslında.

-Kardeşim, dedi, kardeşim ben
-Ben istifa ediyorum.

Sigara ikram ettim, tütünle kutladık istifasını
Kafasına taktıklarını siktiretmesini söyledim, onayladı
Biliyorum ki, böyle bir şey asla olmayacak.
Yine bir şeyler düz gidecek, olsun
Öyleyse o da ters yöne girecek
Otobanda yürüyecek, otomobilleri durduracak
Hepsine küfredecek, özellikle güneş gözlüklülere
Elinde malboro ve telefonla dolaşan bileği çıplaklara
Tertemiz küfürler.

İntikam alacak dünyadan birkaç…

Yetmiş liralık espri

-Abicim hesapla şimdi. Bak dört seneden...

***

"Misafir odasının vitrininde, lacivert kabında duruyor. Diplomayı diyorum. Yani ne boka yaradı şimdi? İş yerinde soruyorlar, dışarıda, bilmem nerede... Okuyor musun vesaire. 'Mezunum,' diyorum, 'üniversite'. 'Güzelmiş,' diyorlar. Sikeyim, bunun için mi dört sene harcadım. Güzelmiş... Amına koyayım ya. Sonunda ne oldu, oyuncakçıda satış danışmanıyım. Barbiler, ayıcıklar, yok nörfler, süngerboblar. Gerçi süngerbobu severim ama... Sikeyim, bunun hakkımda konuşmuyordum. Ne diyordum?

"Kafa mı kaldı amına koyayım. Mal mal yaşıyorum. Zamanında bir hata yapıp öğrenci kredisi aldım bir de... Yirmibin lira borç çıktı. Hayata, dört sene ve yirmibin eksiyle başladım. Nereye gittiğimi de bilmiyorum, öylece gidiyorum. Plan yok, mutsuzum, tüm günüm gidiyor. Bu işler hayattan çalıyor, biliyorsun. Başka seçenek de yok sanırım.

"Boşuna okuduk, bunun için, oyuncakçı... O zaman hiç okumasaydık amına koyayım. Abicim hesa…

Otomatik pliot

Ayakkabılar mı hızlı, ben mi yavaşladım
İleride akşam güneşi çalıyor, solda kornalar Rüzgar yok sanırsın Var amına koyayım, var. Bir bana var, bir bana karşı, Bu nasıl rüzgar, nereden çıktı, adımlarımı yavaşlatıyor Omzumu büküyor, kambur bırakıyor Başka açıklaması yok, haziran fırtınası Kupkuru, yağmursuz
Bu kaçıncı ayın yirmisi
Bıkkınlık yerinde sayıyor, göreceliliği de sikeyim
Köprüde bile karşıma çıkıyor Yürüyor muyum ne, bu köprü bitmiyor Kornalar susmuyor, ayakkabılar durmuyor.

Eminim ters yönden gelen şaşkın
Çünkü gözlerimi kapatarak gidiyorum bazen
Puşt, şaşırma, otomatik pilota aldım Sen anlamazsın, daha erken, umudun var.
Planların var, uzaklara gidersin
Yeni şarkılar keşfedersin, yeni şehirler ve kokular
Öküz öküz gülersin olur olmadık şeylere
Yazları seversin, sıcak günlere tutulur, umut kaparsın
Yaşarsın.

Öldüğümde, öldüğümü söylesinler
Bir zamanlar yaşadığıma inanayım.

Tuval yüz

Canım hiç yaşamak istemiyor
Bankın birine yığıldım yine
Gidemem, kalkarsam hayat başlar
Uzun yollar yürürüm acele
Düşüncelerim bir paket sigara bitirir
Sigara on lira.

Herkes bir yere siktirsin gitsin önümden,
Beni bu bankta bıraksınlar,
Binlerce hayat geçsin ilerden,
Kimi topuklu ayakkabı, kimi cilalı, kimi yalın.
Yalnız umudu olanlar neşe atsın yerdeki şapkama
Çok mutluluk dileniyorum artık.
Bir gitar çalamam ya da klarnet
Şarkı söylemeyi de unuttum, bisiklet sürmeyi unuttuğum gibi
Mutluluğu unuttum.
Ama çok güzel üzülürüm her şeye
Yüzüm tuval olur, bilinmezliğin resmini bakarım.

Gitmem gerek
Banklar yürümüyor, ne yazık.

Tost yerken ölmek

Tostlar güzel kokmuyor artık, peynirli
Çay da varsa yanında, dünyayı fethedebilirdim,
Yalanmış.
Denedim, çizgifilm izledim
Perdeleri açmakla gün ışığı girmiyor eve
Kağıt gemiler sonsuza kadar yüzermiş,
Hasiktir oradan, o da yalan.
Omuzlarımdan bastırıyor kabuslarım
Tost yerken ölmek bu olsa gerek.
Halbuki dün gece astronottum
Bildiğin astronot, o beyaz mavi giysiler falan
İyi ki astronot olmamışım, çünkü gülmüyordum
Sikeyim, rüyalarıma gerçekçilik bulaştı
Ağzıma da küfür...
Gülersem eğer, çirkin gülerim
Çıkaramıyorum, dişimin arasına küfürler kaçtı.

Mümkünse haziranda daha fazla yağmur yağsın
Biliyorsun, küresel ısınma sonbaharı telef etti
Ekim yok artık, doğmadım gibi bir şey,
Yaşadığımı hatırlamaya ihtiyacım var
Dünyanın gökyüzünde bir musluğu olmalı
Yalansa, seveyim böyle güzel yalanı
Açın sonuna kadar suları.

Al işte, sikeyim, sanırım mutlu oluyorum
En son mutlu olduğumda The Killers dinliyordum
Diyordum ki, -yeni bir albüm çıkarsalar keşke
Yeni şarkılarını dinledim bugün,
İyi ki …

Neden yazıyorum?

Resim
Üç ay evvel.

Baristayım(kahve barmeni). İstifa etmeme üç gün kalmıştı.

***

Müşteriler akın akın geliyordu. Kasa ile uğraşmak zor, bir de benim gibi matematikten-hesap kitaptan nefret eden biri için daha da zor. Kafamı kaldıramıyorum, sipariş alıyorum, para alıyorum, paranın üstünü veriyorum. Birinin gelip, yüz lira vermemesi için dua ediyorum, çünkü her seferinde kasada açık çıkıyor, cebimden bir lira, iki, üç beş vermek zorunda kalıyorum.

Uzun uzun kuyruklar oluşuyor, sıra bir türlü bitmiyor. Müşteri gözünün içine bakıyor, ofluyor, pufluyor, bekleyemiyor, sabredemiyor. Bir kahveye onbeş lira vermek için sabırsızlanıyor. Tüm bu stres yetmezmiş gibi, bir de diyor ki, "benim bırovniyi ısıt, üstüne de moka sosu gezdir!". Hımmına... Bak hatırladıkça elim ayağım titriyor. Kasayı bırakıp, ölüp bittiği sikik bırovnisini dolaptan çıkardıktan sonra ısıtıyorum. Arkadakiler bağırıyor, "daha bekleyecek miyiz!".

İşe ikide girdim, üçte molaya çıkarıldım: bir saat. Geri kalan tri…

Gazeteci iş ilanı

Gasteci olmak istermisiniz?

***
-Gıda müğendisliği (ciddiyim) mi okudunuz? Bilgisayar müğendisimisiniz? Modacımısınız? Hatta, doktormusunuz? Hiçbirimisiniz? Güzel, yeterki gazetecilik okumamış olun; böylece tam aradığımız niteliklere sahipsiniz demektir.

-Söyleşinin röportaj olduğunu zannediyorsunuz mu?
-Bizim gibi Türkçeye hakimmisiniz?
-İmla hataları en büyük düşmanınızmı?
-Gündemi takip ediyormusunuz?
-Bayram yaklaşıyor, büyük bir gastecilik haberine imza atarak, baklava haberi yapabilirmisiniz?

***

-Üniversitenin ilgisiz bölümlerinden mezun BAYAN
-Prezantabl, BAYAN
-Giyimine özen gösteren, BAYAN
-Diksiyonu züper, BAYAN
-Seyahat engeli olmayan BAYAN
-Yeni mezun ama on yıl deneyimi olan BAYAN
-Fotoşop bilen BAYAN
-Haber fotoğrafçılığında kendine güvenen ve ya instagramda geliştirmiş BAYAN
-Reklam da alabilcek olan, BAYAN
-Muhabir, editör, fotomuhabir, reklamcı, sinemacı, simitçi, limoncu arıyoruz.

(İletişim okuyanların CV'si değerlendirilmeyecektir.)

***

CV'leri şu adrese gö…

Neden küfrediyorum?

Ne zaman küfretmeye başladım?

İlk soru bu olmalı, evet. Çocukken çok güzel küfürler biliyordum, ama hiç ağzımdan çıkmıyordu. Biz güzel güzel saklambaçlar falan oynuyorduk sadece. İki aparmanın arası, sanki Camp Nou, öyle bir hevesle top koşturuyorduk. Ben yeri gelince Rüştü, yeri gelince Ronaldinho oluyordum. Oğulcan vardı, gol attıktan sonra Veron diye bi' topçunun hareketini yapardı. Eren'den bir Roberto Carlos olmazdı kiloları vardı ama, yine de bayılana kadar oynardı.

Sonra mahallenin büyükleri, gelip gidip biz ufak olanlara sataşırlardı. Çok ses çıkaramazdık, çünkü diyecek bir laf bulamazdık. Ne diyeceksin ki zaten? Ama günün birinde ben bir şeyler dedim. Zeki şerefsizi karın boşluğuma top attı. Birkaç saniye nefessiz kaldım, ellerimi karnıma götürdüm. Hayat, o gün, orada bir boşluk bırakmıştı, kelimeler yetersiz kalıyordu. Bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Ona, "senin amına koyayım göt," dedim; öyle doldurdum.

Sonraları pek küfretmedim. Hatta, ilkokulda bi…

Taksiye küfür

Cep vodkası bitti, sıradaki gelsin
Birkaç kutu efes iyi gider, bir de mentollü sigara Bir barmen eksikti iki sene evvel, Bakırköy'de Bir de bankın ortasındaki eksik tahta Gerçi sarhoş olduktan sonra ne önemi var Çok şey eksik çoktan.
Biraz olsun unuttum unuttuklarımı
Hatta hangi otobüs geçiyor evden?
Bir taksiye atladım, böyle taksi yok
Zaman makinesi.
-Bak, dedim, beni eve götür
Şu radyoyu kapat, şakalar eğlendirmiyor
Dünya'yı kurtaranlar tivitırdan açıklama yapıyor
Haberleri kapat,
Gazetecilerin hepsi söyleşiye röportaj diyor
Kapat, dedim, bu şarkı tanıdık
Teoman beni anaforda boğuyor
İnanır mısın, yüz kere dinledim, yüz kere boğuldum.

Kaçla gidiyoruz, yarınları seçemiyorum
Taksimetre sorun değil, kırk yılda bir kullanıyorum
Şu yoldan gidelim, belki bir fıkra hatırlarım, güleriz
Anlaşılan yarınlarda da gülemiyorum
O halde, amına koyayım böyle taksinin
Beni gülebileceğim bir yerde indir.

Whatsapp son güncelleme

Resim
Benim emektar telefonu biliyorsun.

Bir gün üniversiteden arkadaşım Bahadır'la, oturup çay içelim dedik, mesajlaştık-konuşmadık. Çünkü benim emektar çoğu zaman gelen çağrılarda donuyor, ses gitmiyor, ses gelmiyor vs. Bakırköy'deki eski tren istasyonunun karşısında bir yerde çay bahçesi var oraya gittik, çay söyledik. Konu dönüp dolaşıp telefonlara geldi elbette, o da eski bir samsung kullanıyor benim gibi. "Senin telefon milliyeti açabiliyor mu?" diye sordu.

"Ulan," dedim "ne milliyeti, gogıla zar zor giriyorum". "Bak," dedim, "benim telefonda şu uygulamalar var, şu, şu. Şaka ulan ne uygulaması, hiçbir uygulamayı kaldırmıyor benim emektar. Bir tek satranç var onu indirdim, ama oğlum, ben satrancı tam olarak bilmiyorum ulan. Fotoğraf çekmiyor, video açmıyor, yutuba girmiyor. Canım sıkılınca, öyle ekranı kaydırıp kaydırıp duruyorum, bi' bu boka yarıyor. Bak, gene dondu, al. Dur şunun bataryasını çıkarıp sıfırlayayım. Kilit tuşuna u…

Sarımsaklı mayonez kuralı

Ketçap mayonez ketçap.

***

"Üç tane sos hakkınız var, ne istersiniz?" diye sordu kasiyer.

Aynı kabusu gördüm. Sabah kalktım, her zaman olduğu gibi güne sigarayla başlamıştım. Çaya yıllardır üç şeker koyuyordum, yine öyle yaptım. Karşı apartmandaki teyzenin hiç bitmeyen meraklı bakışlarına aldırmamak için, suratımı aynı yöne döndüm. Martı ile kavga kavga ediyordu, kornalar çalıyordu, bitmek bilmeyen bir gürültü vardı. Birinin küfretmesi gerekiyordu, ben ettim. Yola koyuldum, sigara yaktım, aynı otobüsü kaçırdım. Sonra aynı otobüse bindim, aynı kestirme yolu kullandım, aynı alışveriş merkezine gittim ve aynı menüden aldım.

Yan sıradaki müşterilere kulak verdim. Efendim, renc soslar, sarımsaklı mayonezler, hardallar, ballı hardallar, barbeküler, bufalo sosları, antiloplar, aslanlar, timsahlar, neler neler. "Ne istersiniz?" diye sordu, "ketçap mayonez ketçap lütfen," dedim.

Çünkü, öyle işte. Yorgunum, mutsuzum ve bir şeyler ters gidiyor. Otobanda giden bir tr…

Neskuikle sigara

Haziranı ekime bağlan bir gece olsa
Yaz birden bitse, gri bulutlara uyansam
Kaybettiğim bir sonbahar serinliği var İncirli'de
Bir de düşürdüğüm mutluluk;
Çok yürüdüm, çok, bulamadım
İkişer kilometreden birçok sene.

Vodkayı bırakalı yaklaşık iki sene oldu
Neskuikler işe yarar diye düşünmüştüm
Sigaranın yanında çikolatalı süt mü olur, olmaz.
Ama oluyor işte.
Ömer de diyor, reale karşı sitiyi alma diye
Dinlemiyorum.
Alışkanlıklar kolay bırakılmıyor, yenilmek mesela.

Yanıp sönen ışıkları uzay gemisi sanmak, mesela.
Biliyorum hepsi tarifeli yolcu uçağı.
Mesela, her yer bank, biliyor musun?
Koltuk bank, balkondaki taburem bank,
Bak yine sarhoş oluyorum, bunda bir gariplik var.
Mesela, yine yüzüm yere düşüyor
Kafamı kaldıracak halim yok, sigara boşa yanıyor
Işıklar boşa yanıyor, televizyon, radyo,
Televizyondakiler çok boş konuşuyor
Radyodakiler de.
Herkes mutlu, herkes reklamlarda gülüyor.
Yine reklamlarda kalmış kanal, kumandaya uzanamam.
Biraz yukarı baksam, gökyüzünü görürüm
Ama saat…

Youtuber iş ilanı

Resim
Youtuber olmak ister misiniz?

***

-Dört sene boyunca gebere gebere okuduğunuz bölümden mezun olup, elli papel verdiğiniz diplomanızın aslında hiçbir işe yaramadığını anladığınızda, "bırakın, yırtacağım ulan" diye haykırmadıysanız
-Yani iletişim gibi gereksiz bir fakülteyi bitirmediyseniz
-Onun yerine (tercihen) youtuber yetiştirme kursu gibi muhteşem bir şeye katıldıysanız
-"Saçımı sarıya, griye ve maviye boyarım" diyebiliyorsanız ve bu saç boyama muhabbetini anlamlı buluyorsanız
-"Ben yakışıklım" şarkısını baştan sona kadar ezbere biliyorsanız
-"Bok simülatörü"nü oynamakta ustalaştıysanız
-"Challange(çelınc)" demenin, "meydan okuma" demekten daha fiyakalı olduğunu düşünüyorsanız
-Korkunçlu videolarda sesinizi "üögğğğ" tonunda çıkarabiliyorsanız
-Beğeni ve yorumları, hayat felsefesi olarak benimsediyseniz
-Üç(3) beyin yaşını tamamladıysanız

İşte size fırsat!

***

0-14 yaş aralığının kahramanı olmaya hazır mısın?
Kari…

Trafik ışıkları destanı

Resim
Sesi işitti: "lütfen bekleyiniz".

Omuzları geride, başı dik bir şekilde kaldırımda duruyordu; tıpkı bir savaşçı gibiydi. Tıpkı bir savaşçı gibi ufka doğru bakıyordu, gözleri kısık. Elindeki tespih belki bir mınçıka değildi ama, olsun, şu an bunu düşünemezdi. Etrafını süzerken, tespihi çatır çutur sallıyordu, çünkü biliyordu: tespih bunun içindir.

Ömrü, savaş meydanlarında çift okeyi masaya vurmakla ve oralet içmekle geçmiş olan bu yiğit, bugüne kadar hiçbir oyunu kaybetmemişti. Oyunu takip etmede ne kadar ustaysa, işte öyle, işte öyle insanları takip etmede ustalaşmıştı. Hemcinslerinin gözünün içine saatlerce bakabilirdi, evet bakabilirdi. Korkusuz yahu... Ama kimse, hiç kimse ona bakamazdı: ne cüret! Bu bir kavga sebebidir!

-Gözünün içine bakmamak gerekir, sakin olmak ve tükürükle işaretlediği bölgesinden yavaşça uzaklaşmak... Eğer koşarak hızla kaçarsanız, sizi postacı sanabilir, takip edebilir. Dikkat, kahraman var!

***

"Biliyor musun," dedi yanındakine,

"Ç…

Neden aramıyorsun bakayım, hayırsız, he?

Resim
Susmasını bekledim.

Bir kere çalmaya başladı mı, susmuyor mınakodumun emektar telefonu. İlkokul arkadaşlarımdan biri arıyor. Severim kendisini, ama açmadım. Telefon kendi etrafında dönerken, ben clash royal oynamakla meşguldüm. Elbette dikkatim dağıldığı için yenildim. Rakip de, ben yenilince ağlayan surat ifadesi gönderdi, bu bir küfür olmalı.

Yeni bir maça başlayayım derken, telefon yeniden çalmaya başladı. Telefon titredikçe, baygınlık geçiriyordum. Ses tuşuna basıp, susturdum, ama hala kimin aradığını görebiliyordum. Telefonu ters çevirsem... Yanlışlıkla gelen çağrıyı açmaktan korktuğum için, çeviremedim. Biliyorsun takıntılıyım. Öylece ekranın kararmasını bekledim; ulan bir asır kadar sürdü, yemin ederim sıkıntı bastı. Üçüncü aramada, artık delirmek üzereydim ki, bu seferki çağrı kısa sürdü.

Açsam ne olacaktı? Ne duyacağımı söyleyeyim: "neden hiç aramıyorsun he, hayırsız, he, ha, he?". Ulan, ne zaman, uzun zamandır konuşmadığım birisi arasa, ya da mesaj atsa, konu hep a…

Hayalliyken

İnan bana, sigara dumanıyla çok şey yapabilirim
Mesela bak, güneşte dans ediyor, rüzgar yok
Kimse görmez, görseydi delirirdi
Gülmeyeli yıllar olurdu ve neskafe tat vermezdi
Sorsan, yarınlara umutlanırdı,
Konuşurken sesi titrerdi, bir şeylere heyecanlanırdı

İnan bana, sigara dumanıyla çok şey yapabilirim
Önümde duran binayı devirebilirim,
Bir sıkılsam, bir hatırlasam unuttuklarımı
Biliyorsun, çok düşünce devirmişliğim var, hayalliyken
Çok gözünün içine baktım dünyanın o zamanlar
Efes kötü geliyordu, efes şirin küçük kutuda, ekstra şatlı.
Şimdi bıraktım tabi hayalli olmayı, şatı
Ama inan bana, hala gözünün içine bakıyorum dünyanın
Hayalli değilim, ama devriliyorum
Bu düşünceler de bir türlü bitmiyor,
Tüm kırıkları kırıyorum eklem yerinden, her gün yeniden.

İnan bana, duman dans ediyor
Bilmiyorum delirdim mi ne oldu
Komedi filmine ihtiyacım var, ama vizyonda dram filmi
Ya da bir ergen kitabının kıçı kırık gösterimi
Biletler, en ucuzu on lira
Ne gerek var, on liralık sigara da güldürmüyor…

Yarım saat

İkinci sigarayı bitmeden söndürdüm, yarıda
Dedim, öpmüşüm somurtmaları suratının ta ortasından,  Şu an gülebilirim, nedenini soramam Sorarsam, üçüncü sigaraya başlarım, sonra dört Ne gerek var şimdi, hayat yarım saat ara versin Geçen yılları öpeyim, küfredemem Hayat molaya çıksın, ben de balkona Dut ağacını seveyim kimse kesmeden Hayaller küçük olsun, akşam çayını düşleyeyim
Kalkıp da gidersem eğer, yavaş yürürüm Yarım saatliğine havayı koklarım, egzoz da şehrin parçası Camlarını silenler var koca gökdelenlerin, uçuyorlar Yeni bir mesleği düşlerim, bir gün ben de uçarım Yokuş aşağı inerken, o son çimenleri gördüğümde Tüm şehir silinsin arka planda, yalnız o çimenler kalsın En uç köşesindeki yalnız ağacın hemen yanında Bir sarhoş beşinci birasını yudumlasın Şarkılar söylesin, şarkılar Şarkılar, hiçbirinde umutsuzluk yok, olmasın
Turnikeden geçerken, nereye gideceğimi unuturum Ne güzel, yanlış metroyu beklerim Mevsim yanlış olur, yağmur yağar her şey yazken Reklam panolarındaki beyefend…

Sarı çizginin gerisinde

Halbuki daha beş dakika var
Bir sonraki metro gelir şimdi
Öyle hızlı gelip geçiyor ki hepsi
Hiç birine adım atamadım
Sarı çizginin gerisindeyim, tamam
Bir bankta oturuyorum, düşmem öyle mi?

Ellerimi birleştirdim, kafam öne eğildi
Bu yağmur nereden geliyor, yüzüm çok acıdı
Karanlık bastırıyor, olsun
Ne zaman kaybolsam hep karanlıktı
Şimdi de dönüş yolunu şaşırdım
Bu metro ters yönden geliyor, imkansız
Bir şeyler ters gidiyor, tamam çok şey
Çünkü ben güneşli havaları sevmem
Evi görsen, perdeler hep kapalı
Çok yoruldum, çok
Şimdi geçti bir önceki metro
Biliyorum ters yönde, o yüzden binmedim
Aynı bankta oturdum kaldım, ellerim birleşik
Biri şu koca saati durdursun
Neden büyük olur istasyon saatleri
Durdursun biri, olur mu
Hava serin, burada üşümek korkunç
Yüzlerce metro kaçırdım, bilerek
Hayır gidemem
Biliyorum bu metrolar ters gidiyor
Biliyorum o saat duracak
O zaman yeniden gülerim, değil mi?

Ellerimi birleştirdim, kafam önde
Oturduğum yerde düşüyorum
Halbuki sarı çizginin gerisindeyim…

Yazın son seferi

Al işte yine pes ettim
Hem de bir yaz gününde, gri bulutlu
Üstelik sigaram bitiyor
Ama ölemem şimdi, hava sonbaharlı.

Biliyorum, yazlardan nefret ediyorum
Bana yenilgiyi hatırlatıyor her mutluluk
Biraz gün ışığı, radyodaki deniz şarkıları
Bir de Hasan Abilerin balkonundaki güneş şemsiyesi.

Biliyorum, ulan, mutlu değilim
İşte bir gün daha geçti haziranın bilmem kaçı
Sigaramı atmamak için yere, bilerek kaçırdığım otobüsler gibi
Bir yazın daha son seferine kalacağım
Akşam olacak ve eve döneceğim sanki
Bilirsin karanlığı sevmem
Otobüsle de dönmem, nasıl kalabalık
Hem otobüsler tam basıyor artık, büyüdüm.

Büyüdükçe koltuğa yapıştım, bir de sigaraya
Sonbaharı sevdim büyüdükçe
Büyüdükçe büyüdükçe, gidemem
Gidemem artık, koltuk iyi geliyor, sigara da
Pes etmek iyi geliyor, yenilmek komik
Sonra tadı kötü geliyor
Sonra son bir dal kalıyor saat ona doğru
Bile bile, tiksinerek içiyorum keratayı
Yine de içiyorum.

İşte yine bir yaz geliyor
Üstelik hava sonbaharlı
Olsun, zaten masmavi günleri sikeyi…

Mobeseyi ne sandın?

Sen şimdi gaza basıyorsun ya
Şu kıçı kırık otomobilinle, siyah
Bin kilometre öteden duyuluyor egzozun sesi
Camlar titriyor, falan
Bir de renonun alarmı ötüyor tabi;
Üstelik Hande dinliyorsun ya da Demet
Ne bileyim, Gülşen ya da işte hepsi felaket.

Ulan, bir tek burada mı asfalt var, hıyar
Bari şarkıyı kapat, bak ellerim titriyor
Bisiklet değil ki oğlum bu mahalleyi beş kere dönesin
Yalvarırım siktirgit, başka şehirde oyna.
Hayır ulan, ne yani,
Ne bekliyorsun, alkış mı tutalım?
Tüm genç kızlar tezahürat yapsın
Desinler, -uf ne karizmatik.
-Hızlı ve öfkeli, tam bir film sahnesi
Ses akıyor, kayıt!

Gerizekalı,
Burası set değil ve mobeseler film çekmiyor.

Bozuk sigara

Geçen gün aldığım süt bozuk çıktı
Bu yumurtalar nereden geliyor, tadı çimento gibi
Neskafelerin tarihi geçmiş, nasıl olur,
Hadi onu siktiret, oğlum, kola nasıl bozulur?
Neyse, bunları demek için gelmedim elbette;
Konu sigara.
Lise son sınıfta başladım
Hani bir şeylerden umudu kesmediğim zamanlar
Hatta, logaritma bile beni soğutamıyordu hayattan
Derse on dakika kala bir dal sigara yakıyordum
Ama oğlum, ne on dakika
Matematik dersi kadar uzun ama mutsuz etmiyor
Ve boynumdaki kravata rağmen özgürüm
Bir de ota boka gülüyorum komik olmasa da
Matematikmiş, geometriymiş, sikerim
Aklımda uzun yollar var, belki bir gün giderim
Başka şey düşünemem, daha sigaram yarıda.

Diyorum ki, şimdilerde, bu sigaralar bozuk
Çabuk bitiyor, gerçekten bak.
Ya malzemeden çalıyor köpekler
Ya ben çok şey düşünüyorum, ya da mutsuzum.
Yok yok, malzemeden çalıyor şerefsizler, evet öyle.

Gitmiyorum ulan, gitmiyorum
Zaten çok yol yürüdüm, yaklaşık otuz metre
Aradan beş sene geçti, artık yoruluyorum.

Vaktim yok, beş se…