Kayıtlar

Aradım ve "berbatsınız," dedim

Resim
Köfte ekmek altı-yedi lira
Çay iki.
Kahve üç.
Yüzde elli burs, onbir bin küsur lira.
Öğrenci belgesi alacaksın, bir lira.
Giriş kartını kaybedeceksin, on lira.

Üniversite değil, ticarethane.
Öğrenci değil, müşteri.

Neyse ki tek kuruş vermeden okudum, bitirdim.

***

-Kendini interpol zanneden güvenlikler ayrı dert.
-Sigara içmek ayrı dert.

-Ticarethanenin sahibi sigara içmiyor diye, sarı çizgilerle çevirmişler açık alanları, "ahan da bu göt kadar alanlarda içeceksin sigaranı," diyorlar.

-Lan sen profesörsün. Sen doçentsin. Sen yardımcı doçentsin, bilmem nesin. O kadar uğraşmışsın bir yerlere gelmişsin. Tüccarın tekine neden "başkanım, başkanım," diyorsun. Başkan ne demek lan? Delirdiniz mi?

-Koskoca profesörler, tüccar tarafından azarlanır, aşağılanır; o çok başka bir konu... Ayrıntıya girmeyeceğim.

***

Tüccar, öğrenciyi (pardon müşteriyi) salondan kovar.

Yirmi öğrenciyi (müşteri) peşine takar bir fuarda, fotoğraflarını çektirir, egosunu tatmin eder. Sonra der ki, &q…

Oturduğun yerde kaç

Resim
Akış:

1-) uyanmak
2-) çay ve sigara
3-) televizyonu aç
4-) milliyet

***

Ağır bir yük.

"Dünya'nın tüm pisliğinden haberdar olmak, ağır bir yük," demek istiyorum yani.

***

Hele konu milliyet gazeteciliği, show haber gazeteciliği olunca.., aman Allah'ım!..

Birileri birilerini vuruyor, birileri maganda kurşununa kurban gidiyor, birileri öldüresiye dövülüyor, birileri ölüyor, birileri iğrenç şeylere maruz kalıyor.

Dünya boka sardı, değerli okuyucu. Savaşlar, katliamlar... Ülkeler nükleer silahlar üretiyor filan. O ayrı konu.

***

Geçenlerde, bir restoranda, 700 lira geldiği için hesaba itiraz eden bir adam öldürüldü. Ondan önceki günlerde, maganda kurşunu yüzünden uzun süredir yaşam mücadelesi veren bir genç, yaşamını yitirmişti. Bunlar, -ve günde beş altı sefer- bunun gibi şeyler oluyor.

İnsan ister istemez düşünüyor. Ben mesela,

Yan mahalledeki beynini tuvalet çukuruna çıkarmışlar, günde beş altı sefer havaya sıkıyor. Bu, senelerdir böyle. Acaba, diyorum, acaba günün bir…

Üçüncü adım: mabel-motivasyon

Resim
Hayatın sunduğu "amaç:mutluluk" programı devam ediyor.

(Oğlum, hala çok şekil lan.)

***
Nesnelerle konuşmak...

Dün, çayımı ve sigaramı aldım, balkona doğru yürüdüm. Balkonun her yerinde çamaşır ipi var. Kuzeye bakan korkuluklar, batıya bakan korkuluklar ve balkonun iç kısmı... Balkonun iç kısmındaki çamaşırlıkta, şu an olduğu gibi, dün de beyaz bir çarşaf asılıydı.

Tam adımımı attım ki, rüzgar esmeye ve çarşaf benim balkona çıkmamı engellemeye başladı; tüm kapıyı kapladı. Çamaşırı itekledim, olmadı. Aklıma ister istemez metrobüs falan gelmiş olacak ki, çamaşıra "kardeşim," diye seslendim. Konuşmayı devam ettirdim: "kardeşim pardon. Pardon!"

Çok garip bir gündü. Ve bununla bitmedi.

Çünkü bir şeyleri kafama koymuştum ve başaracaktım. Bunu ellerimi yıkarken detaylı detaylı düşündüm. Sesli ve göz kapaklarım ardına kadar açık bir şekilde konuştum, dedim ki: "başaramamak değil, vazgeçmek de değil. Asıl sorun, denememek. Ve ben deneyeceğim. Hayır, hayır, de…

İkinci adım: hayaller

Resim
...Sigara paketimizi beklemeye aldık.

Şimdi sıra hayallerde.

Bizden ayrılmayın, reklamlardan sonra hemen burada olacağız.

(Oğlum çok şekil lan.)

***

Şimdi reklamlar.

***

Kısaca toparlamak gerekirse,

İlkokul ikinci sınıfta, astronot olmaktan vazgeçtim
Ortaokul altıncı sınıfta, ressam olmaktan.
Lise birinci sınıfta, sonsuz enerjiyi keşfeden bir biliminsanı,
Lise ikinci sınıfta ingilizce öğretmeni,
Lise üçüncü sınıf, logaritma dersinde matematikten,
Lise dördüncü sınıfta satranç ustası, psikoloji, felsefe, edebiyat, turizm, daha pek çok şeyden ve sınava çalışmaktan... (Biliyorsun vakit yoktu, gelecek planlarını bir seneye sığdırmak gerekiyordu.)
Üniversite ikinci sınıfta gazeteci olmaktan, üçüncüde fotoğrafçı.., diye uzar gider bu.
En son, mağazacılıktan...

Tabi bunlar sadece meslek şeysileri.
Hayaller yani.
Mutsuzluğu hesaba hiç katmadım. Katmayacağım da, kararlıyım.

***

Sonra arkadaşlarla oturup düşündük bir süre önce.

Çiğköfte dükkanından, sonra kuruyemişçiden vazgeçtik. Ama kuruyemiş…

Geçse geç ulan

Resim
Yapacağım demiştim.
İlgili yazı için tıklayınız.



(Not: sigara sağlığa zararlıdır)
(Not 2: özenmeyiniz.)
(Not 3: reklam da yapmazmış, aman da aman...)

Alo: Sadece N.G.

...Önce bir paket sigarayı alıyoruz.

(Böyle de iyiymiş ha... İçimde bir yerlerde yemek bilogırı olmak vardı hep. Ya da aşçı olup televizyona çıkmak falan... Ekmeğe, sebzeye, tavaya, tencereye "arkadaş" demek... İşte "bu arkadaşı alıyoruz, küp küp doğruyoruz sonra bu arkadaşın içine atıyoruz," gibisinden...)

***

Midem bulanıyor.

Televizyona kumandayı ekrana fırlatasım geliyor. (Bu arada, evet entelektüel okuyucu, ben televizyon izliyorum.)

Konunun nereye varacağını anladın değil mi?

***

Sigarayı konu alan kamu spotları elbete...

Tamam, kabul ediyorum. Kulağına sigara takıp, "yok.., hiç bırakmak istemiyorum," diyen mavi önlüklü sakallı amcanın hareketleri çok çirkin ve itici. "Ben sadece arkadaşlarımlayken içiyorum," diyen hanımefendinin diyeceklerini dedikten sonraki kafa hareketine ve iğrenç mimiklerine ben de uyuz oluyorum. Tamam, "maalesef.., bırakamam," diyen o genç arkadaş da sinirime dokunmuyor değil...

Ama o doktor nedir ulan?
&q…

Harekete geçmek

Dinleyecekler.
Okuyacaklar.

Sigarayı içmemem gerektiğini söyleyecekler.
Bir iş bulmamı söyleyecekler.
İstifa ettiğimde, Hilmi Bey gibi, "manyak mısınız, hayatınızı nasıl idame ettireceksiniz?" diye soracaklar.

Soracaklar.

"Ne yapacaksın," diyecekler.
"Ne yapıyorsun," diyecekler.
"Neden bir şeyler yapmıyorsun," diyecekler.
"Neden mutsuzsun," diyecekler

"Anlat," diyecekler .

Sonra geçirdiğin kötü günlerin suçunu sende arayacaklar.

Hatalar yapacaksın. Hem de defalarca.

"Ben demiştim"ler
"Ben uyarmıştım"lar
"Ben söylemiştim"ler duyduğun en berbat şarkılar olacak.

Ama kimse, hiç kimse "nasıl mutlu olunur"un tarifini vermeyecek.
Çünkü aslında kimse, doğru düzgün yemek yapmasını bilmiyor.

***

Ne istediğini bilmeyeceksin
Ne yapman gerektiğini.
Amacın olmayacak.
Amaçları olacaksın.
Kararlar vereceksin ama, hiçbiri kendi kararın olmayacak.

Mutsuzluktan yakınacaksın. Sayfalarca anlatacak, günlerce…